top of page

Türkiye'de Asbest Gerçeği: Halk Sağlığı Üzerindeki Etkileri, Sorumluluklar ve Ulusal Eylem Planı


1.0 Giriş: Türkiye'nin Göz Ardı Edilen Halk Sağlığı Krizi - Asbest

Türkiye, on yıllardır süregelen ve büyük ölçüde göz ardı edilmiş bir halk sağlığı krizi ile karşı karşıyadır: Asbest. Lifli yapısıyla bilinen ve ısıya dayanıklılığı nedeniyle endüstride yaygın olarak kullanılan bu doğal mineral grubu, solunduğunda akciğerlerde onarılamaz hasarlara ve ölümcül kanserlere yol açmaktadır. Türkiye'deki asbest sorunu, sanayileşmiş ülkelerden farklı olarak, sadece mesleki maruziyetle sınırlı kalmayıp, kırsal bölgelerde "ak toprak" olarak bilinen asbestli toprağın ev yapımında ve sıva malzemesi olarak kullanılmasıyla çevresel ve toplumsal bir boyut kazanmıştır. Bu durum, doğumdan itibaren yaşam boyu süren bir maruziyet riski yaratarak sorunu daha da karmaşık hale getirmektedir. Türkiye Ulusal Mezotelyoma Grubu ve Halk Sağlığı Kurumu tarafından yürütülen çalışmalar, 2008-2012 yılları arasında 5.617 mezotelyoma (asbest kaynaklı akciğer zarı kanseri) vakasının tespit edildiğini ortaya koyarak, bu sessiz krizin boyutlarını ve aciliyetini gözler önüne sermektedir. Bu rapor, Türkiye'nin asbest gerçeğini, halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini, yasal ve kurumsal sorumlulukları ve bu krizden çıkış için gereken ulusal eylem adımlarını stratejik bir bakış açısıyla analiz etmektedir.

1.1 Asbest Nedir ve Tehlikeleri Nelerdir?

Asbest, lifli yapıya sahip altı doğal silikat mineralinin ortak adıdır. Bu minerallerin temel ortak özelliği, mikroskobik düzeyde iğne benzeri liflerden oluşmasıdır. Bu lifli yapı, asbestin ısıya, aşınmaya ve kimyasallara karşı son derece dayanıklı olmasını sağlarken, aynı zamanda sağlık açısından en büyük tehlikeyi de beraberinde getirmektedir. Asbest içeren malzemeler parçalandığında veya bozulduğunda, bu lifler havaya karışır. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu lifler solunum yoluyla akciğerlere yerleşir ve vücut tarafından atılamaz. Yıllar içinde bu lifler, akciğer dokusunda ve akciğer zarında (plevra) iltihaplanma, yara izi oluşumu (fibrozis) ve genetik hasara yol açarak ölümcül hastalıklara neden olur.

1.2 Türkiye'deki Asbest Sorununun Ölçeği ve Benzersizliği

Türkiye'deki asbest sorununun boyutları, resmi verilerle net bir şekilde ortaya konmuştur. 2008-2012 yılları arasında gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmada, 5.617 mezotelyoma vakası doğrulanmıştır. Bu rakamlar, Türkiye'nin asbest kaynaklı hastalıklar açısından dünyanın en riskli ülkelerinden biri olduğunu göstermektedir.

Ancak Türkiye'deki durumu benzersiz kılan asıl faktör, maruziyetin kaynağıdır. Sanayileşmiş ülkelerde asbest kaynaklı hastalıklar ağırlıklı olarak tersane, inşaat, yalıtım gibi sektörlerde çalışan işçilerde görülürken, Türkiye'de vakaların büyük bir çoğunluğu kırsal bölgelerde yaşayan ve endüstriyel bir geçmişi olmayan vatandaşlardır. Bunun temel nedeni, "ak toprak," "çelpek" veya "höllük" gibi yöresel isimlerle anılan asbestli toprağın, nesiller boyunca evlerin sıvasında, çatılarında ve fırınlarının yalıtımında kullanılmış olmasıdır. Bu geleneksel kullanım, kırsal nüfusun doğumdan itibaren yaşam boyu, neredeyse günün her saati asbest liflerine maruz kalmasına yol açmıştır. Bu durum, sorunun çözümünde yalnızca endüstriyel iş güvenliği yönetmeliklerinin ötesine geçerek, kırsal rehabilitasyon programları, yerel yönetimlerin doğrudan müdahalesi ve hane bazında halk sağlığı müdahalelerini içeren çok katmanlı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Asbestin yol açtığı bu sağlık sorunlarının detayları, hastalığın ne denli yıkıcı olduğunu daha net bir şekilde ortaya koyacaktır.

2.0 Asbest Maruziyetinin Halk Sağlığı Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

Asbest kaynaklı hastalıkların en belirgin ve trajik özelliği, maruziyet ile hastalığın ortaya çıkması arasında geçen on yıllarca sürebilen gizli (latent) dönemdir. Bu durum, halk sağlığı takibini son derece zorlaştırmakta ve mevcut vaka sayılarının buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu düşündürmektedir. Bugün teşhis edilen bir mezotelyoma vakası, 30-40 yıl önce gerçekleşmiş bir maruziyetin sonucudur. Dolayısıyla, elimizdeki veriler anlık bir durumu değil, on yıllara yayılan sessiz bir trajedinin acı sonuçlarını yansıtmaktadır.

2.1 Mezotelyoma: Asbestin Ölümcül İmzası

Mezotelyoma, akciğer (plevra) veya karın zarı (periton) kanseridir ve neredeyse her zaman asbest maruziyeti ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, mezotelyoma vakaları bir toplumdaki asbest maruziyetinin en kesin biyolojik göstergesi olarak kabul edilir. Türkiye'deki mezotelyoma vakalarının demografik analizi, hastalığın vahametini ve sorunun çevresel kökenini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Tanı konulduktan sonra ortanca sağkalım süresinin sadece 8 ay olması, hastalığın ne kadar ölümcül bir prognoza sahip olduğunu göstermektedir. Ortalama tanı yaşının 61.7 olması, bu trajedinin genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığını düşündürse de, erkek/kadın oranının 1.36 gibi neredeyse eşit bir dağılıma yakın olması, maruziyetin birincil olarak mesleki değil, kadın ve erkeği hanede benzer şekilde etkileyen çevresel kaynaklı olduğunun en güçlü kanıtıdır.

Türkiye'deki kırsal maruziyetin en çarpıcı sonuçlarından biri, hastalığın mesleki maruziyete göre daha genç yaşlarda ortaya çıkmasıdır. Çünkü maruziyet iş hayatıyla değil, doğumla başlamaktadır. Bu durumda, literatürde "latent periyot" olarak adlandırılan dönem, aslında hastanın tanı yaşına eşit hale gelmektedir. Bu durum, asbestin bir neslin ömrünü nasıl kısaltabildiğinin en somut kanıtıdır.

2.2 Akciğer Kanseri ve Diğer Solunum Yolu Hastalıkları

Asbest maruziyeti, mezotelyoma dışında akciğer kanseri riskini de önemli ölçüde artırmaktadır. Özellikle sigara kullanımı ile birleştiğinde, bu iki faktörün riski katlayarak artırdığı (sinerjistik etki) bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Türkiye'de yapılan araştırmalar, bu riskin boyutlarını net bir şekilde göstermektedir: Asbeste maruz kalan köylerdeki erkeklerde akciğer kanseri görülme sıklığı (insidans) 135.21/100,000 iken, maruz kalmayan köylerde bu oran 60.15/100,000'dir. Bu, asbestin akciğer kanseri riskini iki kattan fazla artırdığını göstermektedir.

Asbest ayrıca, kanser dışı ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren ve solunum yetmezliğine yol açabilen iyi huylu (benign) plevral patolojilere de neden olmaktadır. Bu hastalıklar arasında:

  • Plevral Plak: Akciğer zarında kireçlenme benzeri kalınlaşmalar.

  • Diffüz Plevral Fibrozis: Akciğer zarının yaygın olarak kalınlaşması ve akciğerin genişlemesini engellemesi.

  • Asbestoz: Akciğer dokusunun sertleşmesi ve nefes darlığına yol açan bir tür akciğer fibrozisi.

Yapılan çalışmalarda, asbeste maruz kalan kırsal nüfusta bu hastalıkların görülme oranının %20 ile %40 arasında değiştiği tespit edilmiştir.

2.3 Gelecek Projeksiyonları: Önümüzdeki 20 Yılın Risk Analizi

Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı'nda yer alan projeksiyonlar, eğer bugün etkili önlemler alınmazsa, Türkiye'yi önümüzdeki 20 yıl içinde bekleyen sağlık yükünün ne kadar ağır olacağını göstermektedir. Projeksiyonlar, geçmişte maruz kalmış ancak maruziyeti sonlanmış "riskli süre maruz kalan popülasyon" ve halen asbestli köylerde yaşayan "maruziyeti devam eden popülasyon" için ayrı ayrı yapılmıştır.

Hastalık Türü

2013-2033 Arası Beklenen Vaka Sayısı

Mezotelyoma

Riskli süre maruz kalan popülasyon (571,460 kişi): 15,450<br>Maruziyeti devam eden popülasyon (158,068 kişi): 2,511

Akciğer Kanseri

Riskli süre maruz kalan popülasyon: 5,737<br>Maruziyeti devam eden popülasyon: 1,322

Plevral Plak

Riskli süre maruz kalan popülasyon: 82,290<br>Maruziyeti devam eden popülasyon: 17,344

Diffüz Plevral Fibrozis

Riskli süre maruz kalan popülasyon: 59,431<br>Maruziyeti devam eden popülasyon: 12,526

Asbestoz

Riskli süre maruz kalan popülasyon: 2,286<br>Maruziyeti devam eden popülasyon: 482

Bu öngörülen on binlerce hastalığı ve ölümü engellemenin tek yolu, bu felaketin kaynağında yatan ve hala devam eden maruziyet zincirini kırmaktır.

3.0 Türkiye'deki Asbest Maruziyetinin Kaynakları ve Yayılımı

Türkiye'deki asbest sorunu, birbirinden farklı ancak birbiriyle ilişkili iki ana koldan ilerlemektedir: İyi belgelenmiş ve coğrafi olarak haritalanmış olan kırsal-çevresel maruziyet ve boyutları henüz tam olarak bilinmeyen, ancak potansiyel olarak çok daha yaygın bir risk taşıyan endüstriyel-mesleki maruziyet. Kırsal maruziyetin kökleri geleneksel yaşam pratiklerine dayanırken, mesleki maruziyet sanayileşme ve kentleşmenin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

3.1 Kırsal Maruziyet: "Ak Toprak" Tehlikesi

Türkiye'nin kırsal bölgelerinde asbest maruziyetinin ana kaynağı, halk arasında "ak toprak", "geven toprak", "çelpek" veya "höllük" gibi isimlerle bilinen asbestli topraktır. Bu toprak, ısı ve su yalıtımı özelliklerinden dolayı köylüler tarafından nesillerdir çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır:

  • Sıva ve Badana: Evlerin iç ve dış duvarlarının sıvanması ve beyaz bir görünüm kazandırmak için badana yapılması.

  • Çatı İzolasyonu: Toprak damlı evlerin çatılarına serilerek ısı ve su yalıtımı sağlanması.

  • Fırın ve Ocak İzolasyonu: Tandır ve fırınların etrafının kaplanarak ısıyı muhafaza etmesi.

Maruziyet, sadece bu toprağın kullanımı sırasında değil, aynı zamanda doğal yollarla da gerçekleşmektedir. Köy yakınlarındaki asbestli toprak yığınlarından rüzgarla taşınan lifler, tüm köy atmosferine yayılarak sürekli bir maruziyet ortamı yaratmaktadır. Kırsal maruziyetin süresi ve yoğunluğu, mesleki maruziyetten çok daha ciddidir. Bir işçi günde 8 saat asbeste maruz kalırken, bu köylerde yaşayan bir kişi doğumdan itibaren günde en az 16 saat, yaşamı boyunca bu lifleri solumaktadır.

Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı kapsamında yapılan saha çalışmaları, sorunun coğrafi yayılımını da ortaya koymuştur:

  • Mezotelyoma vakalarından yola çıkılarak incelenmesi gereken 1,236 köy belirlenmiştir.

  • Bu köylerden 1,018'i ziyaret edilerek toprak numuneleri alınmıştır.

  • Yapılan mineral analizleri sonucunda 379 köyde asbest varlığı kesin olarak tespit edilmiştir.

3.2 Mesleki Maruziyet: Sanayinin Gizli Tehlikesi

Türkiye, 2010 yılında asbestin her türlü kullanımını yasaklamış olsa da, geçmişte kullanılan devasa miktardaki asbest, bugün ve gelecek için büyük bir risk oluşturmaktadır. Raporlara göre, Türkiye 1983-2010 yılları arasında yaklaşık 500,000 ton asbest kullanmıştır. Bu asbest, gemi, fren balatası, çimento boru, çatı malzemesi (eternit), conta ve yalıtım malzemeleri gibi binlerce üründe bulunmaktadır.

Yasak, yeni ürünlerde asbest kullanımını engellemiş olsa da, mevcut yapı ve tesislerdeki asbestli malzemelerin bakım, onarım, söküm ve yıkım işleri nedeniyle maruziyetin en az 30-40 yıl daha devam edeceği öngörülmektedir. Bu durum, özellikle inşaat, gemi söküm, otomotiv tamiri ve tesisat işlerinde çalışan milyonlarca insanı risk altına sokmaktadır.

Stratejik Plan çalışmasında tespit edilen ve kırsal bölge geçmişi olmayan 1,879 mezotelyoma vakası, mesleki maruziyet riskinin ne kadar yüksek ve belgelenmemiş olduğunun en güçlü kanıtıdır. Bu 1.879 vaka, yalnızca bir istatistik değil, Türkiye'nin gizli kalmış endüstriyel asbest maruziyet haritasını ortaya çıkaracak bir yol haritasıdır. Bu vakaların mesleki geçmişlerinin sistematik olarak incelenmesi, ulusal meslek hastalıkları envanterinin yeniden yazılması ve riskli sektörlere yönelik proaktif denetim mekanizmalarının kurulması için bir milat niteliğindedir. Bu maruziyet kaynaklarıyla nasıl mücadele edileceği, bir sonraki bölümde ele alınan korunma yöntemlerinin temelini oluşturmaktadır.

4.0 Korunma Yöntemleri ve Olması Gereken Uygulamalar

Asbestle mücadele, genellikle karmaşık, son derece maliyetli ve teknik uzmanlık gerektiren bir süreç olarak algılanır. Ancak Türkiye'nin kırsal asbest sorununa yönelik geliştirilen stratejiler, bu algının aksine, basit, düşük maliyetli ve yerinde uygulanabilir çözümlerle büyük bir halk sağlığı kazanımı elde edilebileceğini göstermektedir. Amaç, asbesti tamamen ortadan kaldırmak değil, asbest liflerinin havaya karışmasını engelleyerek maruziyeti sonlandırmaktır.

4.1 Mevcut Risklerin Rehabilitasyonu: Yerinde ve Etkili Çözümler

Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı, köylerin taşınması gibi radikal ve gereksiz uygulamalar yerine, maruziyet kaynaklarını yerinde rehabilite etmeyi amaçlayan beş temel ve etkili yöntem önermektedir. Bu yöntemler, asbestli malzemenin sabitlenmesi ve üzerinin kaplanması ilkesine dayanır:

  1. Duvarların Kaplanması: Asbestli toprak ile sıvanmış iç ve dış duvarların, lif salınımını tamamen engelleyecek şekilde kalın bir "lateks boya" ile boyanarak kaplanması.

  2. Çatıların Kaplanması: Asbestli toprak ile kaplı çatıların, rüzgar ve yağmur gibi etkenlerle liflerin havaya karışmasını önlemek için plastik çatı malzemeleri ile örtülmesi.

  3. Toprak Örtüsü: Köy içinde veya çevresinde bulunan asbestli toprak yığınlarının ve açık alanların, en az 50 cm kalınlığında uygun tarım toprağı ile kapatılması ve erozyonu önlemek için ağaçlandırılması.

  4. Metruk Binaların İmhası: Terk edilmiş, yıkılmaya yüz tutmuş asbestli evlerin, liflerin yayılmasını önleyecek şekilde ıslatılarak usulüne uygun olarak yıkılması ve atıkların güvenli bir şekilde bertaraf edilmesi.

  5. Yol Kenarlarının Islahı: Köy giriş ve çıkışlarında yol kenarlarında bulunan asbestli toprak kesitlerinin üzerinin uygun malzeme ile kapatılması ve bitkilendirilmesi.

Bu yöntemler, köylerin tamamen taşınması gibi hem sosyo-ekonomik olarak yıkıcı hem de pratik olmayan bir çözümden çok daha akılcıdır. Raporda, asbestli ev sayısının köy başına ortalama 3-5 adet olması ve toprak yığınlarının genellikle küçük alanları kaplaması nedeniyle, yerinde rehabilitasyonun "son derece yeterli" ve köylerin taşınmasının ise "son derece gereksiz bir uygulama" olduğu vurgulanmaktadır.

4.2 Uzun Vadeli Önleme ve İzleme Stratejileri

Rehabilitasyon çalışmaları maruziyeti durdursa da, geçmişte maruz kalmış olan nüfusun sağlık riskleri devam etmektedir. Bu nedenle, uzun vadeli bir halk sağlığı stratejisi gereklidir:

  • Sağlık Takibi: Risk altındaki nüfusun, başta aile hekimleri olmak üzere sağlık kurumları tarafından asbest kaynaklı hastalıklar (mezotelyoma, akciğer kanseri, asbestoz vb.) açısından düzenli olarak takip edilmesi ve erken tanı olanaklarının güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır.

  • Eğitim ve Bilinçlendirme: Halkın ve özellikle muhtarların asbest tehlikesi, "ak toprak" kullanımının riskleri ve rehabilitasyon çalışmalarının önemi konusunda sürekli olarak bilgilendirilmesi gerekmektedir. Hazırlanan broşür ve posterlerle bu eğitim faaliyetleri desteklenmelidir.

  • Tamamlayıcı Saha Çalışmaları: Yapılan araştırmalarda birden fazla mezotelyoma vakası görülmesine rağmen çeşitli nedenlerle toprak numunesi alınamamış olan 120 köyün, mutlaka yeniden ziyaret edilip incelenmesi ve risk haritasının eksiksiz hale getirilmesi gerekmektedir.

Bu uygulamaların başarılı olabilmesi, kimlerin hangi sorumlulukları üstleneceğinin net bir şekilde belirlenmesine bağlıdır.

5.0 Sorumluluklar: Devlet, Belediyeler ve Vatandaşların Görevleri

Asbestle mücadele, tek bir kurumun veya bakanlığın sorumluluğuna bırakılamayacak kadar kapsamlı ve çok katmanlı bir sorundur. Başarı, devletin merkezi idaresinden yerel yönetimlere, sanayi kuruluşlarından her bir vatandaşa kadar uzanan kolektif bir sorumluluk zincirinin etkin bir şekilde işletilmesine bağlıdır. 2872 sayılı Çevre Kanunu, bu sorumlulukların yasal zeminini oluşturmakta ve her paydaşa net görevler atfetmektedir.

5.1 Devlet ve Merkezi İdarenin Rolü

Merkezi idare, asbestle mücadelenin stratejik çerçevesini belirleyen, yasal düzenlemeleri yapan ve denetim mekanizmasını kuran ana aktördür. Başlıca görevleri şunlardır:

  • Politika Belirleme: Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı gibi ulusal stratejiler geliştirmek, bu stratejilerin uygulanması için gerekli koordinasyonu sağlamak ve finansal kaynakları tahsis etmek.

  • Yasal Düzenleme: Tehlikeli atıkların (asbest dahil) yönetimi, ithalatı ve bertarafı ile ilgili standartları ve kuralları belirleyen yönetmelikleri çıkarmak ve güncel tutmak (Çevre Kanunu, Madde 13).

  • Denetim: Çevre Kanunu hükümlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, bu yetkiyi gerektiğinde yerel yönetimlere veya diğer kurumlara devretmek ve denetim sonuçlarını takip etmek (Çevre Kanunu, Madde 12).

  • Teşvik ve Destek: Asbestli malzemelerin güvenli bir şekilde sökümü, bertarafı ve kırsal alanların rehabilitasyonu gibi çevre kirliliğini önleyici faaliyetleri ve yatırımları mali teşviklerle desteklemek (Çevre Kanunu, Madde 29).

5.2 Yerel Yönetimlerin (Belediyeler ve İl Özel İdareleri) Sorumlulukları

Yerel yönetimler, merkezi politikaların sahada uygulanmasından sorumlu en kritik birimlerdir. Özellikle asbestin bertarafı ve halkla doğrudan iletişim konusunda kilit role sahiptirler:

  • Atık Yönetimi: Sökülen asbestli malzemeler de dahil olmak üzere, evsel ve tehlikeli katı atıkların toplanması, taşınması ve bertaraf tesislerinin kurulması veya kurdurulmasını sağlamak (Çevre Kanunu, Madde 11).

  • Altyapı Sorumluluğu: Atıksu altyapı sistemlerini kurmak, işletmek ve bakımını yaparak endüstriyel atıkların kontrolünü sağlamak (Çevre Kanunu, Madde 11).

  • Faaliyet Durdurma: Kentsel dönüşüm veya yıkım faaliyetleri sırasında asbest söküm kurallarına uymayarak çevre ve insan sağlığı için tehlike yaratan faaliyetleri durdurma yetkisini kullanmak (Çevre Kanunu, Madde 15).

  • Planlama: Çevre düzeni planlarında asbestli alanların rehabilitasyonunu gözetmek, hassas alanları korumak ve kentsel dönüşüm projelerinde asbest yönetimini planlama sürecine dahil etmek (Çevre Kanunu, Madde 9).

5.3 Vatandaşların ve Kirletenlerin Yükümlülükleri

Çevre Kanunu'nun temel ilkelerinden biri olan "kirleten öder" (Madde 3/g), asbest kaynaklı kirlilikte sorumluluğun temelini oluşturur. Bu ilke çerçevesinde vatandaşların ve kirletenlerin yükümlülükleri şunlardır:

  • Kirlenmeyi Durdurma ve Giderme: Faaliyetleri sonucu asbest kirliliğine neden olan kişi veya kuruluşlar, bu kirlenmeyi durdurmak, etkilerini gidermek ve azaltmak için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür (Çevre Kanunu, Madde 8).

  • Bildirim Sorumluluğu: Vatandaşlar, çevreye zarar veren veya verme potansiyeli taşıyan (örneğin, usulsüz bir bina yıkımı) bir faaliyeti gördüklerinde, bunu ilgili mercilere (belediye, çevre il müdürlüğü vb.) bildirme ve önlem alınmasını isteme hakkına ve sorumluluğuna sahiptir (Çevre Kanunu, Madde 30).

Bu sorumlulukların yerine getirilmemesi, sadece bir ihmal değil, aynı zamanda ciddi hukuki ve cezai yaptırımları da beraberinde getirir.

6.0 Hukuki Çerçeve ve Cezai Yaptırımlar

Asbest kaynaklı çevre kirliliği ve bunun sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunları, Türk hukuk sistemi içerisinde hem idari hem de cezai yaptırımlara tabi olan ciddi ihlallerdir. Sorumlular, Çevre Kanunu kapsamında ağır idari para cezaları ile karşı karşıya kalabilecekleri gibi, eylemlerinin niteliğine göre Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında hapis cezası gerektiren suçlardan da yargılanabilirler.

6.1 Çevre Kanunu Kapsamındaki İdari Yaptırımlar

2872 sayılı Çevre Kanunu, asbestle ilgili ihlallere karşı caydırıcı idari para cezaları öngörmektedir. Kanunun 20. maddesi uyarınca uygulanabilecek başlıca yaptırımlar şunlardır:

  • Madde 20(j) - Atıkları Toprağa Verme: Kanun ve yönetmeliklerde öngörülen standartlara aykırı olarak asbestli atıkları toprağa döken veya depolayanlara idari para cezası uygulanır.

  • Madde 20(r) - Atık Yönetimi: İlgili yasalara aykırı olarak asbestli atıkları toplayan, taşıyan, geçici depolama yapan veya bertaraf edenlere kademeli olarak artan idari para cezaları verilir.

  • Madde 20(v) - Tehlikeli Atık Yönetimi: Tehlikeli atık sınıfında yer alan asbesti, yönetmeliklerde belirtilen kurallara aykırı olarak yönetenlere (toplama, taşıma, bertaraf etme vb.) yüksek miktarlarda idari para cezası uygulanır.

Ayrıca, Çevre Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca, bu fiillerin tekrarı halinde cezaların birinci tekrarında bir kat, ikinci ve sonraki tekrarlarında ise iki kat artırılarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

6.2 Türk Ceza Kanunu Kapsamındaki Suçlar ve Cezalar

Asbestin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararlar, TCK kapsamında birden fazla suçun konusunu oluşturabilir. Bu durum, sorumluların sadece idari para cezasıyla değil, hürriyeti bağlayıcı cezalarla da karşı karşıya kalabileceği anlamına gelir.

  • Madde 181 - Çevrenin Kasten Kirletilmesi: Atık veya artıkları, çevreye zarar verecek şekilde kasten toprağa, suya veya havaya veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Asbest gibi kalıcı özellik gösteren atıklar söz konusu olduğunda ceza artırılmaktadır. Bir yıkım firmasının asbestli malzemeleri usulsüzce çevreye bırakması bu suçu oluşturur.

  • Madde 182 - Çevrenin Taksirle Kirletilmesi: Aynı fiilin, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak (taksirle) işlenmesi de suçtur ve cezai yaptırıma tabidir. Yıkım sırasında gerekli önlemleri almayarak asbestin yayılmasına neden olmak bu kapsama girer.

  • Madde 185 - Zehirli Madde Katma: Asbestli materyallerin, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde içme sularına, gıdalara veya kullanılacak diğer maddelere karışmasına neden olmak, iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası öngören bu ağır suçu gündeme getirebilir.

  • Madde 257 - Görevi Kötüye Kullanma: Asbestle ilgili denetim yapma, önlem alma veya yasal işlem başlatma görevini yerine getirmeyerek kamunun zararına veya kişilerin mağduriyetine (hastalanmasına) neden olan kamu görevlileri (belediye, çevre müdürlüğü yetkilileri vb.) bu suçtan sorumlu tutulabilir.

Bu hukuki çerçeve, asbestle mücadelenin sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda bir kamu düzeni ve ceza hukuku meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

7.0 Sonuç: Stratejik Öncelikler ve Acil Eylem Çağrısı

Bu raporun ortaya koyduğu veriler ve analizler, Türkiye'nin ciddi, yaygın ve devam eden bir asbest sorunuyla karşı karşıya olduğunu net bir şekilde göstermektedir. On binlerce vatandaşımız doğrudan risk altında yaşamakta ve bilimsel projeksiyonlar, önümüzdeki yirmi yıl içinde önlem alınmadığı takdirde on binlerce yeni mezotelyoma ve akciğer kanseri vakasının ortaya çıkacağını öngörmektedir. Bu tablo, acil ve kararlı bir eylem planını zorunlu kılmaktadır.

Ancak karamsarlığa yer yoktur. Sorunun çözümü, karmaşık ve erişilemez değildir. Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı'nda detaylandırılan düşük maliyetli ve yerinde uygulanabilir rehabilitasyon yöntemleri ile kırsal alanlardaki asbest maruziyeti kısa bir süre içinde tamamen ortadan kaldırılabilir. Duvarların kaplanması, çatıların örtülmesi ve toprak ıslahı gibi basit müdahalelerle binlerce insanın hayatı kurtarılabilir.

Aynı şekilde, sanayinin gizli tehlikesi olan mesleki maruziyetin boyutlarının tespiti için de acil adımlar atılmalıdır. Özellikle kırsal geçmişi olmayan mezotelyoma vakalarının meslek ve işyeri kayıtlarının titizlikle incelenmesi, riskli sektör ve iş kollarının belirlenmesi için kritik bir başlangıç noktası olacaktır.

Bu doğrultuda, tüm paydaşlara yönelik acil eylem çağrımız şunları içermektedir:

  1. Acil Rehabilitasyon: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda, ilgili valilikler ve belediyeler aracılığıyla, asbest varlığı tespit edilen 379 riskli köyde derhal rehabilitasyon çalışmalarına başlanmalıdır.

  2. Sağlık Taraması ve Takip: Riskli bölgelerde yaşayan nüfus, Sağlık Bakanlığı tarafından organize edilecek mobil sağlık taramaları ve aile hekimliği sistemi üzerinden düzenli olarak izlenmeli, erken tanı olanakları güçlendirilmelidir.

  3. Yasal Sorumlulukların Uygulanması: Gerek Çevre Kanunu gerekse Türk Ceza Kanunu kapsamındaki yasal sorumluluklar, özellikle kentsel dönüşüm ve endüstriyel söküm alanlarında tavizsiz bir şekilde uygulanmalı, denetimler sıkılaştırılmalı ve caydırıcı cezalar tereddütsüz bir şekilde verilmelidir.

Türkiye, bu önlenebilir halk sağlığı trajedisini durduracak bilgiye, plana ve yasal araçlara sahiptir. Eksik olan tek şey, bu stratejileri hayata geçirecek olan sarsılmaz siyasi irade ve kurumsal kararlılıktır. Her geçen gün, daha fazla can kaybı anlamına gelmektedir.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page