ÇEVRESEL ASBEST MARUZİYETİ

Doç. Dr. Mehmet Bayram

Göğüs Hastalıkları Uzmanı

Asbest terimi lifsi yapıdaki magnezyum silikat yapılarının ticari adıdır. Asbest bilinen en önemli kanserojen inhale pollutantlardan biridir. Geçtiğimiz yüzyılın başında iyi fizikokimyasal özellikleri nedeniyle endüstride özellikle 2. Dünya savaşı ve sonrasında oldukça yoğun kullanılmıştır. Ancak 1960 yılında asbeste maruz olan maden işçilerinde mezotelyomaya neden olduğu anlaşılınca sanayide kullanımı hızla terk edilmeye başlanmıştır (1). Günümüzde asbestin sanayide kullanımı, ithalatı ihracatı Dünya Sağlık Örgütü tarafından yasaklanmıştır. Krizotil dahil olmak üzere hiçbir asbest tipinin karsinojenite açısından güvenilir düşük doz konsantrasyonu bulunmamaktadır (2).

Sanayi ve madenciliğe bağlı maruziyet dışında da dünyanın belirli bölgelerinde mezotelyoma olguları görülmektedir. Mesleki asbest maruziyeti dışındaki maruziyetlere bağlı mezotelyoma riski halk sağlığı açısından tartışılmaz derecede önemlidir.

Çevresel asbest terimi (ingilizce “naturally occurring asbestos”) ticari ürünlerin içinde veya yapımı sırasında ve  maden yataklarındaki asbest dışında doğada toprak ve kayalarda bulunan asbesti ifade eder.  Bu toprak ve kayaların doğal iklim nedenleri veya insanların işlemesi nedeniyle ortama asbest liflerinin salınımı ile maruziyet ortaya çıkmaktadır. Çevresel asbest maruziyetine bağlı olarak asbestle ilişkili hastalıklar en çok Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Korsika, Hırvatistan gibi Akdeniz ülkeleri, ayrıca Yeni Kaledonya, Kaliforniya’dan bildirilmektedir.

Çevresel asbest maruziyeti özellikle belirli ülkelerde yoğunlaşmasının cevabı jeolojide yatmaktadır.

Yer kabuğunun tektonik hareketleri ve çevresel asbest oluşumu

Yer kabuğu alttaki yarı sıvı mağmanın üzerinde bulunan kıtasal ve okyanussal plaka olarak iki kesimden oluşmaktadır (Resim 1A). Kıtasal plakaların esas yapısı granit olup, okyanus kabuğunun ana yapısı ise bazalttır. Bazaltın özkütlesi granit göre daha yoğun olduğu için okyanus tabanı derinde kıta kabuğu daha yüzeyde kalmaktadır.  Okyanus kabuğunun tabakaları incelendiğinde en üstte derin deniz çökeltileri en altta da serpentinitlerin yer aldığı görülür (Resim 1B) (3).

Serpentinitler 3 ana mineralden oluşur: antigorit, lizardit ve krizotil.  İlk ikisi lifsi yapıda olmayıp krizotil lifsi yapıdadır ve serpentin grubu asbest olarak sınıflandırılır. Kıtasal ve okyanussal plakalar alttaki magmanın konveksiyon akmları nedeniyle yılda yaklaşık 3-5 cm hareket halindedir (Tektonik hareket)(3). Bazı bu hareketler nedeniyle bazı bölgelerde plakalar birbirinden uzaklaşırken (Orta Atlantik yarığı) bazı bölgelerde de bir birlerine yaklaşmaktadırlar.

Örneğin Pasifik Okyanusu-Amerika kıtası birleşmesi sonucu Kayalık dağlar ve Ant dağları oluşur. Plakaların birleşmesiyle daha yoğun olan okyanus plakası kıtasal kabuğun altından mağmanın içine batar. Bu hareket esnasında okyanus kabuğunun ve alttaki mağmanın bir kısmı yükselir ve kıtasal kayaçların içine doğru hareket eder. Kıta kabuğun içine yerleşen bu yapılara ofiyolit denmektedir (Resim 1C)(3,4). Sonuç olarak içerisinde asbest içeren ofiyolit üniteleri yeryüzüne çıkmış olur.

Ofiyolitik kuşaklarda yer alan serpentinitlerde esas lif krizotil olmakla birlikte düşük oranda tremolit/aktinolit ve antofilit bulunmaktadır (4). On milyonlarca yıl önce Anadolu’nun bulunduğu bölgede var olan Neotetis okyanusu Avrasya ve Afrika kıtalarının yaklaşması sonucu kapandı (5). Sonuçta kıta levhalarının hareketlerine bağlı olarak Anadolu’da aktif fay hatları ve antik okyanus kökenli ofiyolit kuşakları yer almaktadır.  Anadolu’nun neredeyse Trakya ve Karadeniz sahil kesimleri haricinde her bölgesinde ofiyolitler bulunmaktadır.